America's #1 Balance Bike Destination

America's #1 Balance Bike Destination
America's #1 Balance Bike Destination

19 July 2009

Slideshow of my bike race team: Millwork One Racing

Recent posts are by a renegade blogger who has hijacked Amerikan Turk, not by me, Murat. This slideshow is from me though. I have no time to blog and Amerikan Turk is on it's last legs. Forgive me for letting it slip into such a death spiral. Well.. at least you now get to see where much of my free time is used. Enjoy:

15 July 2009

Olgunlasmak.

Artık eskisi gibi her haftasonu birileri ile dısarı çıkmak
istemiyorum.Beni yoran iliskiler, yeni tanısmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski
dostlukların da özetini çıkarmaya basladım. Iliskilerde tasarrufa
gidiyorsun her seyde oldugu gibi ve gereksiz insanlari hayatindan atmak
istiyorsun.

Yapmacik, inanmadan konusmak istemiyorum artık. Beni anlamayanlarla
Konuşmak cümle kirliliði yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi.
Istedigime istedigimi deme özgürlügüne sahibim, elestirme hakkını
Olusturan yasamislık ve yeterli yas faktörü artik bende de var.

"Ben demistim" ,"ben bilirim","ben zaten anlamıstım", sendromunda
Olanlarla arkadasliklari bir kez daha sorguluyorsun. iliskilerini
sadelestirmeye baslayinca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya
geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem
veriyorsun. Iyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün
dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum. Dostlar ihtiyaç oldugunda
göçmen kuslar gibi sicaga uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden
ayri düsenler kalıyor.

Zamanın ne kadar kıymetli oldugunu ögreniyorsun buralara kadar
gelirken. Uzun düz otobanlardan oldugu gibi, kestirme bozuk yollardan
da ulasabilirsin hedeflerine. Kestirmeleri de ögrendim gide gele. Bos
geçen her saniye degerli artık. Daha yapılacak çok sey var ama, kendimi çok
yormaktan çok hırpalamaktan yana degilim. Gerektiginde "HAYIR" demeyi
ögrendim ve bu kelime basta karsındakine kırıcı gelse de senin için
hayat kurtarıcı olabiliyor. Sevgiye önem vermek gerektigini, zamanı
geldiginde elinde sadece sevginin kalacagını biliyorum. Sevgi paylasildıkça
olusuyor, olgunlasıyor.

Aileme ve seçtigim tüm dostlarıma daha önce göstermedigim sevgi,anlayis
ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece
iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu oldugu hatırlanıp anılıyor. Bana
çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi,
fikirlerimi sormaya basladılar. Verecegim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama
yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan hiçbir sey ögrenilmiyor.
Yasamıslıgın olusturdugu bir alçakgönüllülükle gülüyorum içimden
sadece.

Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmis dolaplar dolusu kıyafet
Var ve bunları kendimle paylasmalıyım. Önce kendine güzel
görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle
hissediyorum.

Modaya uymak adına popomun sıgmadıgı düsük bel pantolonlara sıgmıyorum
Diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim. Ayıp, günah ya da ne derler
korkuları çoktan geride kaldı . Dostlarıma, kendimize yemek yapmak
hosuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken simdi zevk aldıgım mekanlar
arasına giriyor. Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi
kendimde yaratabilecegim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm olustu.

Sonra Sezen'in sarkısındaki gibi anneni daha sık düsünüyorsun ve
hatta anlıyorsun. Iste bu yeni alısmaya baslanan ve giderek hosa giden
yeni duruma olgunluk deniyor. Yasamıslıgın, görmüslügün, geride kalmıs
üflenmis dogum günü mumlarının bir sonucu kendiliginden ortaya çıkıyor
hayatın bir dönemecinde bu olgunluk. Ne zaman dersen herkese göre, ne
kadar dolu yasadıgına göre degisiyor bu olgunluk çagına ermek. Inanın
bana hayattaki düsüsler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor. Kendi
dünyanın küçüklügünü kesfetmek ve buna ragmen kendinin kıymetini bilmek
çok ise yarıyor. Bir gün hepimizin bu huzurlu olgunlugu bulmasını
diliyorum.

CAN DÜNDAR

08 July 2009

Bir metod var. Hep uyguluyorum desem yalan. ınsanın içindeki topakları, insanlığının çorbasında eritmesini içeriyor ki, bunu herkes hep yapamaz.


Keşke yapsa. Hep rahat ederdi. O hep aradığı huzuru, gözünün içinde buluverirdi. O ağır gelen kafası, yerçekimsiz ortamda, kalbine değer de değerdi. Herşeyle ve herkesle bir anlığına dans eder ve o anı ömür boyu saklardı. Hani bazen oluyor ya hepimize. Bir an ışığı görüp, selamlayıp, unutuyoruz.

Ha, önce birşey hatırlatmak isterim: Dışardan sert görünen çoğu şeyin içi, bir karpuz kadar kolaydır. Tadından yenmiycek kadar güzeldir. Susuz kaldığınız çoğu şeye devadır. Ve hatta dışının renginden başkadır. Meyvelere daha dikkatli bakmalıyız. Onlar da en az bizim kadar canlı. Ben, metodu böyle sert birşeye uyguladım. Kendisini ikiye bölmesini ve içini göstermesini istedim. Genellikle yuvarlanarak kaçan bu şey, bu sefer, kimbilir belki de dilimin tatlılığına dayanamayıp, kırmızısını ve şerbetini döküverdi. Kamışı batırdım. Pek gıdıklandı, pek hoşuna gitti.

Samimiyet ve sevginin açamayacağı kapı olmadığını hep dinleriz. Bazılarımız bunu duymak için doğuya gider. ıçine bakar. Bazılarının içine bakması için uzağa gitmesi gerekir, öyle herkesin ortasında olmaz. Birşeyi duymak, hep işe yaramaz. Bir tek birşeyi yapmak işe yarar.

Ben de yaptım. Bana sırtını dönmüş gibi yapan herşeye yapıyorum şimdi. Çünkü anladım. ınsan ne derse, ne yaparsa ne verirse kendisiyle alakalı. Yani hayattaki herkesin bir an kendiniz olduğunu düşünün. Yüzlerini silin ve kendinizinkini koyun. Sonra düşünün, bu bensem nasıl davranmalı?

Cevap hep aynı: Samimiyetle ve sevgiyle. Birşeye çarparsanız, çarpıp duruyorsanız, ne zaman rastlasanız size çarpıyorsa, her seferinde topu kalbinizle karşılayın. Bırakın gururlar ayağa kalsın. ‘Oturun' dersiniz ‘henüz gitmiyoruz'.

Bu metodla bir kapıdan girdim ki sormayın. Çok heyecanlıyım. Fakat hangi hareketleri sıralarsam, karşıma çıkan canavarı yeneceğimi biliyorum. ınsanın içinde de, aynı anda basınca herşeyi alt eden tuşlardan var. Zamanla, basa basa, yana yana, basa döne döne öğreniyoruz. Hayat oyun değil demeyin.

Oyun. Eğer oynarsanız.